Başka Bir Okul Mümkün mü?

Eğitim, Türkiye’nin her daim sancılı mevzularından biri. Ne kadar adım atarsak atalım, bir o kadar mesafe daha uzanıyor önümüzde. ‘Finlandiya bu işi nasıl yapmış?’ diye düşünürken, okul öncesinden üniversiteye, hatta eğitimci yetiştirmeye ve akademik hayata kadar yayılan problemler yığınıyla burun buruna geliyoruz.  Başka bir okul mümkün mü?

Böyle Büyür İnsanlar…

Yaşamak, hayalle kalkıp gerçekle oturmak gibi. Hayalle gerçek arasındaki o keskin hat üzerinde ilerlemek, oluşmak, üretmek… Bütün bu döngüde yorgun düşmek. Yara almak aynı zamanda. Yaralanmayı ön koşul olarak kabul etmek. Ve yaralandığın halde yürümeye devam edeceğini bilmek. Bir yanın iyileşirken, başka tarafında yeni yaraların açılması demek. Hatta bazen, aynı yerden tekrar yaralanmak demek. Yaraların önce kabuklanmasına, sonra o kabukların düşmesine tanık olmak demek. Ve bu sürekliliği izlerken şekillenmek…

Benim Adım Emek

”Benim adım Faysal Demir. Evliyim, beş de çocuğum var. İstanbul’da, merdiven altı atölyelerden birinde kot taşlama işinde çalışıyordum. Kot kumluyorduk. Yani beyazlatmak, eskitilmiş görünümü vermek için, kotların yüzeyine kuru hava kompresörleriyle kum tutuyorduk. Bu sırada o kumlar da ciğerimize doluyordu. Silikozis tehlikesi yarattığını bilmiyorduk ki. Öğrendiğimizde bizim için artık çok geçti, çünkü hastalıktan ölümler başlamıştı. Aynı illet benim de yakama yapıştı. Bir tek ben de değilim üstelik, köyümüzde 80 kişi silikozis hastası. Ekmeği aslanın ağzından alalım derken, sağlığımızdan olduk. ‘Sıra bize de mi gelecek’ korkusuyla yaşıyoruz…”