Benim Adım Emek

Türkiye 1 Mayıs’ı her yıl benzer tartışmalarla karşılıyor. Kutlamaların hangi meydanda yapılacağı, kimlerin katılacağı gündeme oturuyor, geçmiş 1 Mayıs’ları karartan olaylar anılıyor, yoğun güvenlik önlemleri alınıyor. Emeğin ve işçinin durumu bu şemsiyenin altında konuşuluyor.

Oysa, başta iş kazaları ve güvenliği olmak üzere, Türkiye’de çalışma hayatının iltihaplı pek çok yarası var. Hemen her gün gözümüzün önünden öyle çok olay, isim ve rakam geçiyor ki… Hepsinin öznesinin insan olduğunu, o sayıların istatistiklere değil, yarım kalan hayatlara karşılık geldiğini düşünmüyoruz. Ama onlar, konu oldukları kuru haber metinlerinde kendilerini anlatmaya devam ediyor hala… Satır aralarında yaşamayı sürdürüyor:

Benim adım İzzettin Akgün. Sıva ustasıyım. Ömrüm inşaatlarda çalışmakla geçti. Zor işte ama ne yapalım ekmek parası. Altı çocuk, bir de hanım, hepsi gözümün içine bakıyor. Bundan on sene önce büyük bir tehlike atlattım. İnşaatın altıncı katından düştüm. Hayatta kalmayı başardım fakat hafızamı kaybettim. Tam üç yıl ailem dahil hiçbir şeyi hatırlamadım. Buna da şükür, şimdi iyiyim. Çalışabiliyorum. Bu sefer iş karşılığı daire almak için anlaştım. Kendi evimi yapıyorum yani. Bitince bizim de başımızı sokacağımız bir yuvamız olacak inşallah…

İzzettin Akgün, kendisinin de bir daire sahibi olacağı inşaatın çatısında çalışmaktaydı. Duvar örmek için getirilen paletteki tuğlaları tutan ipi kesti. Bu sırada tuğlalar, Akgün’ün üstüne devrildi. Çatının kenarında duran Akgün, dengesini kaybederek yaklaşık 15 metreden zemine çakıldı. Öldüğünde 42 yaşındaydı.

Türkiye’de en çok ölümlü iş kazası inşaat sektöründe yaşanıyor. Onu tarım takip ediyor.

Bizim adımız yok. Bizler mevsimlik tarım işçileriyiz. Köylerimizde iş olmayınca, başka köylerde, başkalarının bahçelerinde, tarlalarında boğaz tokluğuna çalışıyoruz. Çoğu zaman çadırlarda, çamur içinde yaşıyoruz. Üç kuruş için suyu, tuvaleti olmayan barınaklarda çoluk çocuk sefil oluyoruz. Gün doğarken yola koyuluyoruz, kamyonların, traktörlerin kasalarında ya da balık istifi doldurulduğumuz midibüslerde… O gün, 24 kişi kapasiteli midibüse 46 kişi binmiştik. Taşıyabileceğinden fazlasını yüklenen midibüs rampayı inerken freni patladı. Hepimiz dört bir yana dağıldık. 16 kişi o kazada öldük. İsmimiz haberde bile anılmadı…

Türkiye’de, 15 yaş üstü mevsimlik tarım işçisi sayısı 500 bine yakın. Aileleriyle birlikte değerlendirildiğinde her yıl 1 milyon civarında nüfus, kentler arasında gezici çalışıyor. Mevsimlik tarım işçileri çalışamadığı zamanlarda ücret alamıyor. Günlük gelirleri göz önünde bulundurulduğunda bir kısmının aylığı asgari ücretin altında seyrediyor.

Sadece iş ve trafik kazaları değil, meslek hastalıkları da işçiyi, emeği tehdit ediyor. Öyle ki, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, meslek hastalıklarını ‘gizli salgın‘ olarak tanımlıyor:

Benim adım Faysal Demir. Evliyim, beş de çocuğum var. İstanbul’da, merdiven altı atölyelerden birinde kot taşlama işinde çalışıyordum. Kot kumluyorduk. Yani beyazlatmak, eskitilmiş görünümü vermek için, kotların yüzeyine kuru hava kompresörleriyle kum tutuyorduk. Bu sırada o kumlar da ciğerimize doluyordu. Silikozis tehlikesi yarattığını bilmiyorduk ki. Öğrendiğimizde bizim için artık çok geçti, çünkü hastalıktan ölümler başlamıştı. Aynı illet benim de yakama yapıştı. Bir tek ben de değilim üstelik, köyümüzde 80 kişi silikozis hastası. Ekmeği aslanın ağzından alalım derken, sağlığımızdan olduk. ‘Sıra bize de mi gelecek’ korkusuyla yaşıyoruz…’

Faysal Demir silikozis sebebiyle öldüğünde 36 yaşındaydı.

Kot taşlama işçilerinin kaderi haline gelen silikozis, akciğerdeki koruyucu mekanizmaları zayıflatıyor. Verem ve kanser riskini artırıyor. İşçi işi bıraksa bile hastalık ilerleyebiliyor ve ne yazık ki ölümle sonuçlanabiliyor. Türkiye genelinde bin 500 silikozis hastası var…

Ya kadın işçiler?

Türkiye’de nüfusun yarısını oluşturan kadınların yalnızca üçte biri istihdama katılıyor. TÜİK’e göre, ev kadınları günün 5 saat 43 dakikasını, çalışan kadınlarsa 4 saat 19 dakikasını ev işlerine harcıyor. Üstelik evde sarf ettikleri emek görünmeyen kadınların çalıştığı iş de ikincil iş olarak değerlendiriliyor. Erkeklere göre daha düşük ücret alıyorlar, ayrımcılığa maruz kalıyorlar. En yoğun istihdam edildikleri alan olan tekstil atölyelerinde tüberküloz ve astımla, mevsimlik tarım çalışmasında ise enfeksiyon, bel ve boyun fıtığı, kanser ve ölümlü iş kazası ile yüz yüze kalıyorlar. Hemen ekleyelim, tarım, kadın işçilerin en çok ölümlü kaza yaşadığı iş kolu…

Bütün bu veriler, iş kazalarıyla yön değiştiren yaşamları, canları yanan aileleri yansıtıyor. Önlenebilir kazalar sonucu sakat kalan ya da hayatını kaybeden işçiler, haber metinlerinde, olay yeri görüntülerinde başlarına geleni anlatmaya devam ediyor. Fotoğraflarda donup kaldıkları zamanın içinde izini sürüyor, kendilerinden sonra nelerin değişip değişmediğini. Yokluklarıyla vurguluyor, onlar gibi başkalarını da ölüme götüren ihmalleri, hataları, sorunları, eksikleri…

İş ve işçi güvenliğinin sağlandığı;

Emekçilerin, önlenebilir kazalarda sakat kalıp, can vermediği;

Emeğin karşılığının hakkıyla alındığı 1 Mayıslara erişmek dileğiyle…

Aslı NOYAN – Mayıs 2018

Bu yazı yazarın izni ile daha önce yayımlandığı glokalturk.com adlı siteden alınmıştır.

Lütfen Paylaş: