Bir Gün Ben de Aşk Yazacağım! – Anşa Ceyno GÜR

Ankara_Silueti_jpg

Anşa Ceyno GÜR

Gözümü açmadan kahve makinesine basmıştım.  

Ev çok mu soğuk diye düşünerek kendimi kahvemle beraber koltuğa attım.  Açılmaya gayretli tek gözümle kumandayı buldum. Açabildiğimde ekranda bir kargaşa vardı. Üfleyerek yine ne oldu diye anlamaya çalışıyordum. Hangi ülke, neresi, ne oluyor, niye canlı???

İki gözüm fal taşı gibi açıldığında Ankara’ya baktığımı biliyordum artık. İnsanlar, kan, patlama, feryat, figan, coplar, gaz bombaları…

Okuduğum şehir. Ailem yanımda olmadan yaşadığım, beni büyüten şehir. Soğuğuyla boğuştuğum, kedimi bulduğum, aşklar yaşadığım şehir. Arada bir burnumda tüten, Atamın son yatağı, pus kokulu, mis kokulu şehir…

Bir gece önce eylemden haberdar olup gitseydim keşke, Anıtkabir’e de giderdik dediğim şehir…

İşte o şehirde, ülkemin tam kalbinde bombalar patlıyordu. İnsanlar ölüyordu. Ekrandaki kan gölünün üzerindeki inen kalkan copları anlamaya çalışırken Twitter’a baktım telefonumdan. Herkes delirmiş gibiydi. Olan biten net olmasa da buraya nasıl gelindiği belliydi. Yirmi kadar ölü vardı ilk açıklamalarda. ‘Barış’tı adı mitingin. Başka illerden insanlar tanıdıklarını arıyorlardı Twitter’dan. “Ah ya hayatını kaybetmiş başın sağolsun” diyordu biri birine.

Twitter’da adı “çok afedersiniz rum”du. Kan vermek için koşa koşa gittiği hastaneden bakıyordu listeye “çok affedersiniz rum”…

“Hayır ama hayır olmasın, Veysel daha 9 yaşında çocuk” yazdı soran genç. Ciğerimin bir parçası kaldı o satırlarda. Bir gün sonra Veysel’i gördüğümde bir parçası daha gitti. Avukat olacaktı büyüyebilseydi Veysel. Barış oldu, uçup gitti…

Gittiler.

99 insan.

99 hikaye…

Kimse kim, neyse ne…

İnsan…

Silah yoktu, kavga yoktu, çatışma yoktu, halay çekiyordu o insanlar bombalar patlamadan önce.  Barıştı son kelimesi o yerdeki paramparça etin.

“Kalp gördüm üstünü örttüm” diyordu biri. Biraz önce birinin göğüsünde atan, kim bilir belki de çok seven bir kalp…

Olayın nedeni, niçini, amacı tabak gibi ortadayken ama artık insanların düşüncelerini değiştirmek atom parçalamaktan zor olduğu için girmeyeceğim. Herkesin teröristi kendine…

Ama…

Yolda ölmüş ya da kan revan inleyen birisini görsek kimliğine bakmak gelir mi aklımıza? Öğrenince, bizden değilse, beğenmezsek soyunu sopunu, tekmeler miyiz yerdeki kalbi acaba? Oh çeker miyiz???

Çekeriz!

Çektiler.

Bazıları için ana, baba, evlat, kadın, erkek, çocuk olmaları, insan doğmaları yetmedi o görüntülere bakarken. O insanların “Barış” demeleri yetmedi. Leş yiyen hayvanlar gibi doluştular her fotoğrafın üstüne.

Bu şuymuş, şu oymuş…

Oh olmuş…

Daha bedenleri o asfaltta yatarken. Daha son nefeslerini vermemişken. İnlerken acı çekerken. Ruhları bedenlerinden ayrılırken.  O yerdeki kalbin refleks atışları bitmeden daha.  “Oh” dediler…

İnsan doğmak yetmiyor insan kalmak için. Ama asıl ölürken herkes insan. Doğarken ki kadar.  Eninde sonunda onlar da insanlıklarına geri dönecekler çırılçıplak…

Irkını, dinini, rengini, soyunu, sopunu, adını, fanatiği olduğu ne varsa, övündüğü ne varsa toprağın üstünde bırakıp her ölüyle eşit olup girecekler toprağın altına…

Son aldığın nefes gaz mı olmalı bir insanın peki? Savaş mıydı orda olan? Savaşsa bu, ne olursan ol, kim olursan ol şerefi vardır savaşların, son nefeslere saygı vardır, hüznü vardır birbirini öldürmeye mecbur olmanın, gururu vardır onurlu bir asker olmanın. Savaş vardır, savaş olur, vatanın her santimi değerlidir, ölünür, öldürülür. Ve inanın hiç bir iyi, kudretli asker “oh” demez.

Henüz yasaklanmamışken kullansak mı şu vicdanı?

Kim taşırsa taşısın beyaz bayrağı, artık mazlumdur elinde tutan…

Artık o senin vicdanındır, büyüklüğündür, asaletindir.

Ve beyaz bayrağa dünyanın hiç bir yerinde kurşun sıkılmaz.

Sıkarsan güvercinler ölür…

Ve akbabalar sırıtmaya devam eder…

Koltuklarından hepimizin leşini yerler…

Sırıta, sırıta…

Anşa Ceyno GÜR

Lütfen Paylaş: