Böyle Büyür İnsanlar…

Yaşamak, hayalle kalkıp gerçekle oturmak gibi. Hayalle gerçek arasındaki o keskin hat üzerinde ilerlemek, oluşmak, üretmek… Bütün bu döngüde yorgun düşmek. Yara almak aynı zamanda. Yaralanmayı ön koşul olarak kabul etmek. Ve yaralandığın halde yürümeye devam edeceğini bilmek. Bir yanın iyileşirken, başka tarafında yeni yaraların açılması demek. Hatta bazen, aynı yerden tekrar yaralanmak demek. Yaraların önce kabuklanmasına, sonra o kabukların düşmesine tanık olmak demek. Ve bu sürekliliği izlerken şekillenmek…

Zaman, yaraları iyileştiriyor iyileştirmesine ama öyle noktalarda kendi kendiyle baş başa kalıyor ki insan… Açılan yarayı tedavi etmeyi de öğreniyor. Yalnızlığının içinde zoraki bir keşfe çıkıyor. Üstelik hayat herkese ayrı, herkese kendine göre bir esvap biçerek yapıyor bunu. Zira her yaranın derinliği de göreli, acısı da…

Yaralarıyla yaşamaya alışıyor insan. Hatta, farkına varmadan benimsiyor onları, sahipleniyor bilmeden. Öyle ki, aynı yaranın kabuğunu defalarca kaldırıp kanatıyor, güçsüzlüğünü ayan ediyor. Görebilene elbette. Yaralarını böylesine severek yaşamayı seçenler, yaralayandan kopamayanlardır belki de.

Bir vakit sonra iyileşiyor yaralar, geriye izleri kalıyor. Geçmiş, sızlayan o izlerde hatırlatıyor kendini. ‘Buradayım, geçmedim’ diyor. Adı ya ‘tecrübe’ olarak konuyor, ya ‘keşke’. Hangi tanımla karşılık buluyorsa, o sızılarda soluk alıp vermeye devam ediyor.

Keşkeler, içimizde bir yerlerde yüzüp duruyor her daim. Hangi sularda yaşadığı bilinen ama kendini ustalıkla gizleyen balıklar gibi. Sırtı gümüş pullarla kaplı, yüzgeçleri hala istekle parıldayan ama herkese görünmeyen balıklar gibi. Ne denli derinlerde dolaştığı unutulan, ansızın karşı karşıya gelinen… Kimi zaman sancıyla geçen, bazen dağılıveren, arada ‘iyi ki böyle olmuş‘a dönüşen balıklar misali, yüzüyor. 

İnsan, heybesinde biriken keşkelerle ilerliyor, büyüyor. Yapamamak, ıskalamak, kaçırmak, yetişememek, anlayamamak, tutamamak ve eksik kalan ne varsa aldıkça alıyor keşkenin parantezi. Her keşke, kişinin kendi hayat parçalarıyla yüzleşmesi aslında. Yıllar ilerledikçe, keşkeleri başkalarınınkilerle yarıştıracak noktaya gelmek işten değil. Ve ne yazık ki, kimsenin keşkesi fayda etmiyor bir diğerine. Herkesin keşkesi illa ki kendine. Kaçma, unutma isteği ağır bassa da, saklanmak kolay değil keşkenin gezinen gölgesinden. Acıtıyor fakat bunu yaparken iyileşen yerleri de ışığa çıkarıyor. Çünkü keşkelerin fısıldadıklarını dinledikçe, pişmanlık düğümleri çözülüyor aslında. Ve insan, keşkeleriyle barıştıkça olgunlaşıyor. İçindeki kavga duruluyor yavaş yavaş…. 

Pek çok şey gibi keşkelerin hikayesini de çocukken derlemeye başlıyoruz. O çocukluk ki, ceplerine ne çok şey sığdırmayı başarıyor. Bu satırları yazarken, yıllar ötesinden süzülen yumuşacık sesiyle Fikret Kızılok eşlik ediyor bana. Oğluna seslendiği o güzelim şarkısıyla:

 

Yaşadığın, gördüklerin dışında 

Mutluluğu kuytularda bulunca 

Bir de şöyle etrafına bakıp da 

Yaşlı gözlerle bana gelip sakın üzülme yavrum

 

Bir gün gelir dünya sana uymazsa 

Değiştirmek eğer elden gelmezse

Şarkılarım sana miras kalmışsa

Yaşlı gözlerle bana gelip sakın üzülme yavrum

 

Böyle büyür insanlar ağlamak çare değil

Zaman değirmenini durdurmak kolay değil.

 

Artık ne dünya bize uyuyor, ne değiştirmek geliyor elimizden. İmkanlarımız dahilinde çiziyoruz sınırlarımızı… Pes etmek değil ama sanki güneş ”durulmak” burcuna giriyor. Kim bilir? 

Türk Dil Kurumu sözlüğü keşkeyi, ”Dilek anlatan cümlelerin başına getirilerek ‘ne olurdu’ anlamında özlem veya pişmanlık bildiren bir söz” olarak açıklıyor. Madem öyle, ben de keşkelerin attığı düğümlerin, başlangıçlara, başkaya, sonraya çözülmesini dileyerek koyuyorum noktayı… 

Ve Fikret Kızılok‘un ‘Ama Babacığım‘ şarkısının linkini bırakıyorum buraya. Kimin payına ne düşer, bilmeden…

Aslı NOYAN – Mayıs 2018

Bilgilendirme: Bu yazı yazarın izni ile daha önce yayımlandığı glokalturk.com adlı siteden alınmıştır.

Görsel internetten alınmıştır.

 

Lütfen Paylaş: