Ey Yaz; Dürüst Ol, Ciğerimi Yak!

maske ile dolasan iki yuzlu insanlarYaz gelemedi bir türlü. Hava sıcak ama gökyüzü bulutlu. Güneş günün yarısında ara ara yakmaya karar veriyor insanı. Sonra ince bir rüzgar ısırıyor teni. Bugünlerde hava bugünler gibi…

Riyakar, yalancı, sahte, korkak

İşte bu gelemeyen ne idüğü belirsiz yazda, yine insana olan inancımı kaybediyorken, her şey fazla gelirken bünyeme, dimağıma, kalbimle kavga ederken beynimin bütün loblarıyla, iki bebek arabası durdu önümde yan yana. Seyrettim. Dokunmadan, mıncıklamadan, onların dünyasında nasıl yorumlandığını bile bilmediğim agucuk gugucuklarla değil, sessizce, saygıyla seyrettim…

Bir iki kıkırdaşmadan sonra kız olanı erkek bebeğin elinden oyuncağını aldı. Azıcık da gözüne vurdu sanki bunu yaparken. Erkek bebek tam ağlayacaktı ki kız bebeğin emziğine dikti gözünü. Ani ve sarsak hareketlerle emziği alıp kendi ağzına soktu. Kız bebek mızmızlandı, huysuzlandı. Erkek bebek kız bebeğin sarsıntılı sinirinin arasında bir fırsat bulup, yanağını okşar gibi bir hareket yaptı. Kız bebek durmadı. Ellerini emziğe uzatıyordu. Erkek bebek kafasını sallayarak almasını engelledi. Kız bebeğin mızmızlanması ağlamaya dönünce erkek bebek de ağlamaya başladı. Beraber ağladılar…

Herşey o kadar ilkel ve gerçek, yalansız ve dürüst, cesur ve muhteşemdi ki…

Anneleri “aa yok bir şey” diyerek ilgilendiler bebekleriyle. Onlar susmadan benim içim konuşmaya başladı. “Nasıl aa yok bir şey!” İnsanlığın özeti geçti orada aa yok bir şey! 

Ne ara, ne uğruna bırakıyoruz bu dımdızlak, anadan üryan insanlığı acaba? Neden öğreniyoruz yalan söylemeyi? Neden özür diliyoruz istediğimiz şeyler için. Neden başkasını üzdüğümüzde haklı ya da haksız nedenlerimiz uğruna kendimizi bırakıp biz de ağlamıyoruz onun için? İstediğimizi alınca karşımızdakinin üzüntüsünü hissetmemek için neden bahaneler buluruz? “Elimde değil sadece insanım” dürüstlüğüyle yapılmıyor kötülükler büyüyünce niye? En güzel bahane “alt tarafı insan olmak” değil mi?

Niye her şeyi yalanlarla örtüp güzelleştirmeye çalışıyoruz? Çirkin haliyle kabul etmek ya da etmemek özgürlüğümüz neden yok? Neden yalandan da olsa ikna edici güzel sözler bekliyoruz karşıdakinden? Özür dilemeyi, tatlı vaatleri, şarkıları, şiirleri neden alet ediyoruz zayıflıklarımıza, çirkinliklerimize, en insani en ilkel arzularımıza?

Neden muhteşem olmayı bırakıyoruz büyüdükçe iyi görünen kötüler olmak uğruna?  Neden “aa yok bir şey” diye avutuyoruz kendimizi çok şey olurken?…

Oysa ki … Yaşayan bilir yaşamayan da er geç öğrenir ki insan dürüst acılarla, dürüst kötülerle daha kolay baş edebiliyor.

“Biliyordum, bana müstahak” diyerek bölüşebiliyor ne yaşadıysa.  Eninde sonunda affediyor.  Kendini de karşısındakini de hayatı da…

Ama güzel yalanların altında saklanan çirkin gerçekler fena acıtıyor canı, geçse bitse bile sızısı duruyor bir yerlerde. Kaderine sövdüğünde çıkıyor saklandığı yerden her seferinde. Bazen küfür oluyor ağzında, bazen yumru oluyor boğazında. En hafifinden kırlaşmış saçlar ya da kaz ayakları oluyor bünyede.  Ağır geliyor insana yalana kanmış olmak en kötü gerçeğe göğüs gerebilecek kuvveti varken…

Gücü küçümsenip, seçeneği teke düşürülüp sadece süslenmiş bir yalana mahkum edilmek ağır geliyor.

Sinir yapıyor…

Deli ediyor…

Diyeceğim şudur ki yaz gelsin. Yakacaksa yaksın! Bunaltacaksa bunaltsın! Ne olacaksa olsun! Dürüst olsun yaz olmakta!

Yine de keyfi bilir tabi, yemeye seçenek çok, menü geniş…

Ama bence sinsilik yapıp en kibarından halt yiyeceğine, dürüst olup canımı yesin!…

Anşa Ceyno Gür

Lütfen Paylaş: