Gözünü Sevdiğim Ülkem… Nereye Gidiyorsun Böyle? – Anşa Ceyno Gür

Gözünü sevdiğim ülkem… Nereye gidiyorsun böyle?

Bizi arkanda bırakıp kimlerin ülkesi, kimlerin oyuncağı, kimlerin kandırdığı oldun sen? Neler yaptılar, neler yaptık sana böyle?

Eskiden yavaş yavaş sindirile sindirile gündem değiştirile değiştirile yapılan dayatmalar artık alenen yapılıyor sana. Kafamıza vura vura, gözümüze soka soka. Patlamaları, terör ölümlerini şehit saya saya inandırdılar insanlarımızı bir savaşın içinde olduğumuza. Savaş değil bu. Bu bizlerin ölümü. Şehitlik değil 10 yaşında ölen çocuğun mertebesi. Sadece tek bir adı var yaşananın. Ölüm.

Şehvetle istemedikleri seni sen yapan, bizi biz yapan o anayasanın ilk dört maddesinden alınmak istenen hınçtır yaşananların nedeni. Kandırılmışlık değildir 15 Temmuz. Başkanlık, sana verilen seçme hakkından vazgeçmektir. Başkanlığa olumlu bakan arkadaşım, vatandaşım, komşum, soruyorum sana; ya sonrası dedin mi hiç?

Hadi şimdi benim helal etmediğimi edip, “helali hoş olsun” diye vermeye çalıştığın bu sonsuz yetki…

Ya senin verdiğin bu yetki senin de düşman saydığın birinin eline geçerse diye düşündün mü? Artık bir dönüş yolun, itiraz hakkın olmayacak. Kimse için değil, kendin için düşün bir de. Düşün gözünü sevdiğim düşün! Bak bir gün önce birbirini boğazlayanlar bugün el ele kullanıyor oylarını. Hiç mi “uğruna kendimi paraladığıma değiyor mu” diye düşünmedin? Hiç mi “ey benim ideolojimin temsilcisi, niye tuttun o eli” demedin. Niye “ne güzel, farklı ideolojiler el ele” diyemiyoruz düşündün mü?

Çünkü sen ben düşman saydık, onların yüzünden birbirimizi. Bizi düşman ettiler fütursuz söylemleriyle. Aynı adamı seven iki kadın gibi aslında, adamı büyüttük biz küçülürken. Ülke aşk oldu, hırslarımızdan unuttuğumuz. Aşka yazık oldu en önemliyken…

Belki de bizi düşünen kalmamışken, şimdi vereceksin en önemli vatandaşlık hakkını tek bir kişiye. “Seçiyorum, seçme hakkım var” sanacaksın. Yanılacaksın. Sen sadece piyon olacaksın kime düşman etmek isteniyorsan ona düşman olan…

Evet, bölündük dostum. Kimse bizi bölemez deme. Geçmiş olsun bitti o iş. Bölündük. Öyle ikiye üçe değil. Paramparça olduk. Bin parça olduk.

Sen başı kapalı ablam, senden daha kapalısı da seni dost görmüyor biliyorum. Düşmanız birbirimize. “Niye” demiyor musun hiç? “Niye daha önce benim bu kadar düşmanım yoktu” demiyor musun? Gel, bir hayal kuralım. Fenerbahçe şampiyon olsun. Galatasaraylı kızlar sarı kırmızı giyinerek dışarıya çıksın, kimse ölmesin, kimse tecavüze uğramasın, kimse kimseyi dövmesin ve hatta beraber çok eğlensinler! Bayram gibi bir şey olsun. Hayal edebildin mi? Hayal değil ki bu, o sarı kırmızı kız bendim, bundan 25 sene önce…

Bir anne çocuğu dışarı çıktığında sadece “karşıdan karşıya geçerken dikkat et desin” mesela, tek endişesi bu olsun? Şimdi her benden uzaklaşacağında “oraya gitmeyin, şuraya gitmeyin, şuna dikkat edin” diyen, eli kalbinde yaşayan annelerden biriyim ben de…

Halkın polisi, polisin halkı, askerin hepsini sevdiği günler vardı bilir misin? Sen ne zamandır bir bayram korteji görmediğin ve o gururu yaşamadığın için bilemezsin. Çünkü çoğu zaman yasak! Artık gurur bile yasak…

Ben ülkesini seven, sevmekten öte tapan bir insanım. O geçmiş bölünmemiş günlerin hasretinde bir vatandaşım. Gelecekten korkan, sinmeye yakın, “buraya gelmesine biz izin verdik” düşüncesiyle çocuğuna mahcup bir anneyim. Kandırıldığını söyleyen bir hükumetin, koskoca Türkiye hükumetinin kandırılmasını normal görüp, gerçekte kendisinin kandırıldığını anlamayan halkını sevmeye devam etmeye çalışan, hatta bu yazıyı, bütün umutsuzluğuna rağmen bunun için yazan bir insanım.

Her gün kandırılıyorsunuz. Yemek yer gibi, nefes alır gibi. Her gün, her saat. “Yol yaptılar” diyorsunuz, hadi geçin o yollardan dolar kuru endeksiyle. “Herkes yurt dışına çıkabilir” diyorlar. Hadi bir pasaport alın önce, bir verin o yeni zamlanmış harçları. Hadi paranızı gideceğiniz ülkenin kuruna bir değiştirin. Biri, “biz Türküz bizim dolarla işimiz yok” diyor çıkıp. Düşünmeyi seçmeyenler de aynen şu ifadeyle onaylıyorlar bunu; “He Vallahi haklı!” Bugün ilaca zam geldi dolardan dolayı. Hasta değil misin şu an? Olacaksın arkadaşım olacaksın. Ya olacaksın ya olduracaklar, bekle…

Bunları da bırakın, uzaya köprü yapacaklar diyorlar buna bile kanıp “yaşasın”diyorsunuz. Hep mutlusunuz. Her şey güzel. Pahalılığa sövüp, sanki bunun nedeni havadaki alçak basınçmış gibi davranıyorsunuz. Neden mutlusunuz biliyor musunuz? Bilmediğiniz için. Yapma kardeşim. Azıcık bil! Oku, öğren, bir bilene sor.

Her şey daha kötü olurken, sevinç nidaları atma bilmediğine. Sana yazık oluyor, bana yazık oluyor, her yerinden patlama sesi gelen ülkeme çok yazık oluyor. Kandırılma. Bırak yine onlar kandırılsınlar. Sen kandırılma artık.

Bir şeye de “HAYIR” de!

Benim için değil, onun için değil sadece kendi hakların için. “Hayır” de. Gözünü sevdiğim…

Anşa Ceyno GÜR

 

Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi? Çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin.. ” – Nazım Hikmet Ran

Bumerang - Yazarkafe

Lütfen Paylaş: