Middlesex – Jeffrey Egugenides – Makale: Mustafa YILDIRIM

En sevdiğim yabancı kitap

Biraz iddialı bir başlık oldu, ama doğruya doğru; ben bu kitabı çok sevdim.

Amerikalı yazar Jeffrey Eugenides’ten ‘Middlesex’ adında bir kitabını okudum. Kitap tek kelimeyle muhteşem. Başlıkta da dediğim gibi, bu kitap, benim en sevdiğim yabancı kitap oldu.

Yabancı kitaplarla sorunum vardır; çoğunlukla çeviriden kaynaklanır bu, ama bazen de kültür farklılığı zihnimi yorar, kitaba karşı bir türlü yüreğim ısınmaz; yerli eserlerdeki tadı alamam yabancı kitaplarda.

Ama bu kitap algımı yerle bir etti. Hem en sevdiğim yabancı kitap, hem de en sevdiğim romanlar pâyesine geldi, yerleşti.

Jeffrey Eugenides, Rum kökenli bir yazar. Büyük babasıyla büyük annesi 1922 yılında Amerika’ya göç etmiş. Eugenides’in büyük annesi ve büyük babasının memleketi Bursa’ymış. Kurtuluş Savaşı’nın son günlerinde Bursa’dan İzmir’e, İzmir’den de insani yardım gemileriyle Amerika’ya göç etmişler.

Eugenides’in bu kadar yüreğimi ısıtması, sanırım bu toprakların ruhunu hissetmem. Doğu kültüründe yetişmiş insanlar, daha sıcak ve daha samimi eserlere imza atıyorlar. Afganistanlı yazar Khaled Hosseini ‘yi okurken de aynı duyguları hissetmiştim. Mesela bu kültüründe yetişmiş yazarlar eserlerini İngilizce yazıyorlar, yani onlarda çevriliyor; ama yerli romanların tadını kolaylıkla yakalayabiliyorum; bendeki algıya kültür farklılığında sebep olduğu kesin.

Jeffrey Eugenides’in ‘Middlesex’ adlı bu muhteşem kitabı 2002 yılında çıkmış, ama dilimize 2015 yılında çevrilmiş. Neden böyle ilgisiziz güzel kitapları çevirip yayınlamaya? Entelli dantelli, vampirli mampirli, uçuk kaçık, yaratıklı maratıklı, gerçeklik ihtiva etmeyen, ucuz aşkların kol gezdiği, çevirilerinin kötülüğünden dolayı çöpe atmak isteyeceğiniz, yüzlerce yabancı kitap çevirilip yayımlanıyor. Hepsi janjanlı, kaliteli baskılı, yanar döner kapaklı…
Baskılarına, kapaklarına aldanıp alıp okudum onlardan. Bu kitabın yanında hepsi solda sıfır kaldı. Ve böyle bir kitap, çıktığı tarihten 13 yıl sonra dilimizde yayımlanıyorsa ben buna acırım. Pasifiz biz pasif. Mesela, 2012 yılında Nobel alan Mo Yan’ın eserleri, ödülü almasında sonra Türkçe’ye çevrilmeye başladı.

‘Middlesex’ adlı bu kitap, Pulitzer Edebiyat Ödülü almış.
BBC’nin 2015 yılında dünyanın önde gelen kitap eleştirmenleri arasında yaptığı anket sonucu: ’21. Yüzyılın(Şimdilik) En İyi 12 Romanından Biri’ nitelemesini kazanmış bu kitap.

Domingo Yayınları’ndan 2015 yılında çıkmış bu kitap. Sayfa sayısı, 605.
Solmaz Kâmuran adında bir çevirmen çevirmiş dilimize. Gerçekten güzel çevirmiş, kitabın tadını hiç bozmamış.

*

‘Middlesex’in içeriğine gelelim.

Roman şu cümlelerle başlıyor:

‘Ben iki kez doğdum: İlkinde 1960 yılının Ocak ayında, Detroit için inanılmaz derecede dumansız bir günde kız olarak ve daha sonra tekrar 1974 yılının Ağustos ayında Petoskey’de bir acil kliniğinde, ama bu defa ergenlik çağında bir delikanlı olarak.’

Evet, bu romanın baş kahramanı bir Harmafrodit.

Harmafrodit: Çift cinsiyetli insandır. İsim olarak Yunan mitoloji kökenlidir. Hermes’le Afrodit’in çift cinsiyetli çocuklarına denilmiştir.
Harmafrodit, Biyolojikmen X ve Y kromozomları arasındaki aşırı dengesizlik sonucu oluşur. Cinsiyette belirleyici olan taraf babadır. Babanın spermlerinde X kromozomları yoğunsa bebek kız, Y kromozomları yoğunsa da bebek erkek olur. Babada giden Y kromozomu yetersiz veya hasarlıysa Harmafroditin doğuşuna doğru yol alır. Genetik bağlar yoluyla miras edilebilir. (Bilimle pek alakam yoktur, o yüzden kısıtlı; yanlışım da olabilir, affola)

Kahramanımız dünyaya geldiğinde cinsel organındaki gariplik pek fark edilemez. Vajinasının hafif büyük olması kız bebek olduğu algısını güçlendirir. Ve bir kız olarak yetiştirilir. Ta ki 14 yaşına kadar.

Kitapta çok güzel bir şekilde ayrıntılarıyla anlatıyor bunları.

Jeffrey Eugenides’in doğumu ve aile tarihi roman kahramanıyla örtüşüyor. Sanırım Eugenides, kendi geçmişini ve ailesel tarihini romanda bir güzel kullanmış.

Kahramanımızın büyük annesi ve büyük babası Bursa’da doğmuş, yirmili yaşların başına Bursa’da yaşamış bir Rum’dur. Beraber kardeş gibi büyümüş yakın akrabadır ikisi. 1922 yılında Kurtuluş Savaş’ının son günlerinde canlarını korumak için terk ederler köylerini. Symirna’e (İzmir) gelirler. Oradan yardım gemileriyle Amerika’ya göç ederler.

Kahramanımızın büyük annesiyle büyük babasının, annesiyle babasının ve kendisinin hikâyelerini ‘Hiç bitmesin!’ diyerek, keyif alarak ve müthiş bir zevk duyarak okuyacaksınız.

-Mustafa Yıldırım – 04.11.2015

Lütfen Paylaş: