İslamcı Erol Nasıl Çıldırdı – Nihat Genç – Kitap Yorumu

Edebiyatı karşılıksız seven adam gene kalemini konuşturmuş

Edebiyatı karşılıksız seven var mıdır?

Vardır tabii. Edebiyat yürek harcıdır. Parayla kazanılan bir yetenek değildir yazarlık. Ama çoğu yazarın edebiyatı karşılıksız sevdiğini söyleyemeyiz. Yazarlıktan bütün yazarların doğal olarak bir beklentisi vardır. Kimisi için maddiyat beklentisi, kimisinin de ün kazanma ün kazanma merakı vardır.

Ama birisi var ki, edebiyatı gerçekten karşılıksız seviyor; zaten bunu kendisi de söylüyor, ama ben samimi olarak dediğini tahmin ediyorum. Kim mi o? Coşkun yürekli bir adam o. Yüreği aşk, sevgi ve insan diye atan adam o. Doğaya, sanata ve edebiyata tapan bir adam o. Tabi ki, Nihat Genç o.

*

Nihat Genç… Ulusalcı bir muhalif olduğu için çoğu kesim tarafından pek sevilmez. Evet, fikirlerini ben de sevmem ve katılmam. Ama bu, yüreğinin güzelliğini ve edebiyattaki kalitesini görmememe asla ve asla engel değildir. İnsanlara fikirsel değil de, sadece karakter yönünden bakmayı öğrenebilirsek, göremediğimiz güzel yönlerini de görme şansı elde edeceğiz.

*

Nihat Genç, sokak kültürünü, toplumsal ve siyasi konuları müthiş bir şekilde edebiyata enjekte edebilen bir yazardır. Yeraltı edebiyatının pornografik dilini kullanmaktan hiç çekinmeyen cesur bir yazardır.

*

Nihat Genç’in yeni bir kitabı daha çıktı. Adı, ‘İslamcı Erol Nasıl Çıldırdı?’ April Yayınlarından çıktı. Türü, roman. Sayfa sayısı 173.

Nihat Genç’in yirminin üzerinde kitabı var, ama çoğu deneme türünde.Bu kitap, ‘Soğuk Sabun’dan sonra yazarın ikinci romanı sanırım (Kitaplarının hepsini okumadığım için sanırım diyorum)

Nihat Genç’in kitapları deneme türünde, dedim de, bu öylesine deneme değil; bazen öykü türüne benzeyen, bazen sosyolojik gözlemler içinde barındıran adam gibi denemelerdir.

2015’in başlarında çıkan ‘Tek Tabanca’ adı Nihat Genç kitabını okumalısınız örneğin. Öykü türüne benzeyen denemelerden oluşturulmuş bir seçki, bu kitap. Ve kitabın sloganı şu: ‘Roman tesirinde hikâyeler’

*

Bu kitabın konusu ise şöyle:

Erol adında İslamcı bir adam. Abilerine, din adamları ve çevresine karşı hürmeti elden bırakmamış, saygıda kusur etmemiş, sessiz ve samimi dindar biri. İslamcıların toplanıp sohbet ettiği bir kitapçıyı çalıştırmaktadır Erol. İşleri bir çeşit karın tokluğunadır, ama asıl maksat mekân işlevi görüyor olmasıdır. Erol’da değer verdiği abilernin sohbetlerinden istifade eder böylelikle.
Dükkana Aysun adında sokak satıcısı genç bir kızı tezgahtar olarak alır. Aysun biraz asidir. İslamcılarla bol bol dalga geçer. Erol Aysun’u kardeş gibi sevdiği için uyaramamaktadır. Bir gün İslamcı ağabeyler çok canını sıkar Aysun’un, ağzına ne gelirse söver yüzlerine karşı ve işi bırakır.
2002 seçimleriyle İslamcılar iktidara gelir; mağduriyetin bittiği, refahın başladığı günler başlıyordur artık. 2003’ün başlarında Amerika-Irak savaşına Amerika’nın direktifleriyle hareket eden İslamcı iktidar partisi savaşa katılmak için teskere sunar meclise, İslamcı kesimde de çoğunluk olarak bu teskereye onay vardır. Erol buna müthiş şaşırır, zihninde depremler meydana gelir. Ve çıldırma noktasına gelip ana avrat söver yüzlerine karşı. Alır başını gider.
Parkın birinde meczup hayatı yaşar. İktidardaki İslamcıların yanlışları gördükçe avuç avuç küfürler kusar. Suriyeli kadınların ve çocukların dramını gördükçe içi parçalanır.

*

Bana kalırsa, Nihat Genç, Erol’u çok erken çıldırtmış. İslamcı iktidar partisinde çoğunluk olarak ‘Evet’ denilse de bu tezkereye, Bülent Arınç gibi güçlü isimler ‘Hayır’ demiştir. Ve bu çıldırmak için bence basit bir olay. İslamcı iktidarın daha sonra öyle icraatları oldu ki, bunu son sürat geçer.

Nihat Genç aslında romanı uzatabilirdi, ve bu gerçekten iyi olurdu.

*

Kitabı okurken bazı cümlelerin ve paragrafların altını çizmiştim, müsaade ederseniz paylaşmak isterim:

“Küfür, insanın en saf halini dışa vurumudur
Taşıdığımız bedenin travmaları, çarpışmaları, ağrılarına karşı o an içinizden geldiği gibi sakınmaksızın küfürler edebilmek, bedeni her şeye rağmen dinç ve diri tutar ve insan soyunun baş eğmeden devamını sağlar.

(…)

Tarih patladı. Din dağıldı.
Her bir İslamcı canlı bombaya dönüştü.
Gözleri önündeki bir suçu durduramayan o suçu işlemiş gibi o suçtan sorumludur.

(…)

Erol: “Gözlerimin önünde ‘inancımı yaşamak istiyorum.’ gibi mazlum mağdur bir hak talebenin arkasında gizlendiler, çok sonra meğerse “İnancımı yaşamak istiyorum” ‘seni kendi ceza anlayışıma göre yargılayacağım’ demekmiş , onu anladık”

(…)

Eskiden insanlar bugünkü kadar kolay yalan söylemezdi, bir Müslümanın bu kadar kolay ajanlık ispiyonculuk hukuksuzluk aleni hırsızlık yapması eski günlerde olacak şey değil hiç düşünülmezdi, bir Müslüman itibari adabı ve Müslüman olmanın derin bir kültürü nezaketi, bu çağda kıt kanaat yaşayan bir Müslüman olmanın nam yapmış bir dürüstlüğü vardır.

(…)

Uzun yıllar sonra Adem babamızın cennetten ‘bir abdest alayım’ bahanesiyle selamsız sabahsız kaçtığına bende iman ettim
Müslüman anne baba dedelerimizin komple cahilmiş. En acıklı yanları Müslüman anne babalarından durmaksızın utanır sıkıntı duyarlar, hiçbirini nişanlı görmedim, direkt evlenirler.
“Kızlardan entelektüel kızlardan kahraman kızlardan romancı olmaz, kızlar mütevazı olur kızlar susarak ve çay koyarak İslâma hizmette bulunur..”

(…)

“Bu delillerin Tanrısı yoktur, yıllarca bırakıp usanmadan kendi sığındıkları sadece kendilerine koruyan sadece kendilerine beleş hayat bahşeden bir Tanrı inşa etmişlerdir. Allah dedikleri anladığım bir kapı kolu, çevirince içeriye giriyor…”

(…)

Dokuz yaşındaki kız çocuklarını bombalayıp öldürdüler, dokuz yaşındaki binlerce kıza tecavüz edildi, dokuz yaşında esir pazarında satıldı, dokuz yaşında dördüncü kuma oldular; ses yok, tepki yok!
Ama peygambere kutsala biri hakaret etmiş deyip dünyanın altını üstüne getirecek vahşi seri cinayetlerle kelle kesmeye başla!
Duyu ve duygu organlarımız kökünden iptal edilsin diye mi ‘dindar’ oluruz?

(…)

Çocuğu olmayan Suriyeli genç kadınların üniversiteli öğrenci evlerinde beş liraya fahişelik yaptığını koşuya gelenlerden öğrendi.
Beş lira? Çarpıldı, inanmadı, “beş lira” dedi “beş lira…”
“Beş lira, tarihlerin en güzel kraliçesi Semiramis beş lira…”
Beş lira kudurttu Erol’u.
Dehşet içinde tekrar “beş lira” diye sayıkladi küfürler kursağında kaldı “Beş lira insanlık uygarlık İslam kardeşlik, beş lira!”
Dehşetini hafifletecek söz bulamadı, kanı dondu.
“Beş lira ” dedi, cam kırıkları yeniden boğazına doluştu, beş lira, kezzap içmiş gibi midesi yeniden delinmeye başladı. Beş lira?

*

Öneririm dememe gerek yok sanırım.

-Mustafa Yıldırım – 27.10.2015

Lütfen Paylaş: