mutlu-kuzey-arpad-kun-kitap-kapak

Mutlu Kuzey – Arpad Kun – Yorum: Mustafa YILDIRIM

Kadersiz Kıta: Afrika

Afrika…
Eski dünyanın en eski kara parçası…
Altının, gümüşün, birçok madenin yoğrulduğu topraklar…
Türeyen ilk insanın memleketi… Lucy ananın yurdu…
Siyah insanların vatanı…

Çeşit çeşit hayvanın yaşadığı, çeşit çeşit coğrafyanın, hayat veren akarsuların, çöllerin, ormanların üzerinde bulunduğu koca kıta…
Tabii, en çok da, talihsiz ve kadersiz kıta…
Evet, çok talihsiz bir kıta…

Bu talihsizlik, ne doğa yüzünden, ne de üzerinde yaşadığı hayvanlar yüzünden. Bu talihsizlik, üstünde türeyen insan yüzünden. Tabii, üzerinde yaşayan insan yüzünden değil. Üzerinde yaşayan siyah insanlar, kıtalarındaki talihsizliği adeta kardeş payı niyetiyle bölüşmüştür, yer yer geçmişlerdir karalarını. Lucy ana böyle olacağını bilseydi, yurdunun ve evlatlarının diğer evlatları eliyle inletilileceğini bilseydi, imha etmez miydi kendini? Nereden bilecekti milyon yıl öncesinden. Doğa, horlanacağını bilseydi verir miydi ona zenginliği…
Aç gözlüydü insan, sütü bozuktu. Pekçoğu kötüydü, iyisi daima azınlıktaydı. ‘Çıktığı kabuğu beğenmemek’ diye bir deyim vardır. Bu deyim, Afrika’nın ırzına geçen insanlık için de geçerlidir bence. Çıktığı kabuktur Afrika. Ama aç gözlülükle ve hırsla göz dikip talan etmiştir ilk yurdu Afrika’yı. Üzerinde yaşayan siyah insanı da horlamış, zulm etmiş, küçümsemiş, köle yapmıştır. Çıktığı kabuğu beğenmemiştir.
Coğrafi keşiflerden sonra büyük tecavüz ve talanlara uğramıştır Afrika. Taşıyla, toprağıyla, insanıyla… Yüzbinlerce siyahi gemilere istiflenerek Amerika’ya taşınmıştır. Köle olarak. Öyle bir istifli taşımaydı ki bu, ancak üçte biri sağ olarak ulaşıyordu Amerika’ya. Tam dört yüz elli yıl aşağılandılar, hayvan gözüyle bakıldılar. Daha elli yıl oldu insan sayılalı.
Portekiz’i en çok insanını, İngiltere’si, Fransa’sı, Hollanda’sı, ABD’si taşını toprağını tarumar ettiler. Sömürdüler.
Bizim ecdat severler, ‘Osmanlı sömürmedi’ diye övünür, ama hiç nedenini sorgulamaz. Neyle sömürecekti, kıtalar arası bir denizciliği mi vardı? Sömürdüğü madeni işleyeceği sanayisi? Hiçbiri yoktu. Olacaktı da bir bakacaktık, sömürüyor mu, sömürmüyor mu? Osmanlı’nın en önemli gelir kaynağı vergiydi ve fetihlerden elde ettiği kazanç. Vergiyi geçtim de, fetihlerden elde edilen kazanç çok mu helal? Düşünsenize, siz bir şeyler yapıyorsunuz onca emekle, sonra yabancı biri gelip bu emeğe el koyuyor. Bunun adı, hem tecavüz hem sömürü değil midir?
Osmanlı Afrika’nın doğal zenginliğinden pek haberdar değildi, haberdar olsa bile imkânları yoktu gerçi. Ama Afrika’nın siyah insanını bal gibi sömürdü Osmanlı. Köle tüccarları, siyah insanları tuttu getirdi, köle pazarlarında sattı. Genelde erkek getirirlerdi, birazı da kadın. Erkeklerin uğrayacağı ilk yer, Galata-Pera’daki hadım etme merkeziydi. Hadım ameliyatı çok riskli bir ameliyattı. Hijyen sıfırdı. On kişiden ya bir ya da iki kişi sağ kalırdı.

Afrikalı hadım edilmiş siyahi kölelerin ilk müşterisi Osmanlı sarayıydı. Osmanlı sarayının haremindeki cariyelerin namusu tam dört yüz yıl bu siyahi hadım kölelerden soruldu ve onlar tarafından korundu. Söyleyin şimdi, sırf bu bile zulüm değil midir? Sömürü değil midir?
Sayıları erkeklere göre daha az olan siyahi kadın köleler, durumu hafiften iyi olanlara satılır, evlerinde besleme olarak yaşar, hizmetçilik yapardı.
Sözün özü, kimse masum ve temiz değildir. Herkes sömürmüştür o bağrıyanık kıtayı.
*
Aslında bir Norveç girişi daha yapsam olurdu, neyse artık Norveç’e dair giriş de, içinde Norveç’in olduğu bir başka kitaba kalsın. Yukarıdaki yazı benim kişisel yorumum. Şimdi söyleyeceğim kitapla pek ilgisi yok. Romanın yarısı Afrika’da, yarısı da Norveç’te geçiyor. Yani ilgi alaka o kadar. Çoğu yazımda yaptığım bir şeydir. Hakkında yazı yazacağım kitaplarda, uzaktan yakından, kitapla alakalı-alakasız -tabii bilgim-fikrim varsa- yorumlar yazarım. Böyle bir yazım tarzını tercih ettiğim için, her okuduğum kitaba yazı yazamam.
Arpad Kun adlı Macar bir yazardan nefis bir roman okudum. Romanın adı ‘Mutlu Kuzey’ Ama harika bir roman. Arpad Kun aynı zamanda bir şairmiş. Boris Pasternak’ın ‘Doktor Jivago’ adlı romanı için yazdığım yazıya, ‘Şairler roman da yazmalı’ diye bir başlık atmıştım. Arpad Kun’u okuyunca, bir kez daha hak verdim kendime. Evet, şairler roman da yazmalı…
Arpad Kun Macar ama, roman kahramanı melez bir siyahi. Batı Afrika’daki Benin’de ve Avrupa’nın en refah ülkesi Norveç’te geçiyor roman.
Macarlar bir Türk evet. Attila’nın torunları. ‘Kan çekti’ hikâyelerine pek inanmam, ama Arpad Kun’la beni kesinlikle ruh çekti. Kitaba hemen girdim, üslubunu çok samimi buldum.
*
Arpad Kun’un Mutlu Kuzey’i 2013 yılında çıkmış ilk, orijinal adı: Boldog Ezsak.
2013 Attila Jozsef Ödülü’nü kazanmış.
2016 yılında Türkçe’de çıkmış. Alakarga Yayıncılık yayımlamış. Macarca’dan Türkçe’ye Leyla Önal tarafından çevrilmiş. Türü, roman. Sayfa sayısı, 491.
Alakarga Yayıncılık’tan çıkan çoğu kitabı beğeniyorum. Hakkını vermek isterim. Can ve Everest Yayınlar’nın kalitesini görüyorum. Baskı, dizgi, punto hepsi çok ideal. Hele punto… özellikle küçük puntolardan kaçanlar için birebir. Kapakları da çok başarılı…
*
Benim özetler de, spoiler biraz fazla oluyor. Spoiler ne mi? Bilmeyenler vardır mutlaka. Kısaca şudur: Bir şeyin içeriği hakkınca çok bilgi verilmesi sonucu karşıdaki kişinin bir algıya sahip olmasına, heyecanını azaltmaya denir. Güneşim dediğim dostum pek sevmez spoileri, ben de kaçınmaya çalışırım, içeriğe pek girmem, girsem bile çok az girerim. Bu kitabın içeriğini de, arka kapak yazısıyla sınırlı tutacağım. Şöyle:
“Ölüm ile yaşam arasında, sıcak Benin ile soğuk Norveç arasında eşine az rastlanır bir hikâyeyi gerçeküstü bir dille anlatıyor Arpad Kun. Afrikalı bir anne ile Fransız bir babanın oğlu olan kahramanımız Aime, kâh Afrika’da Vudu törenlerinde kâh Norveç’te bir kasabadaki Tahta Kilise’nin yangından kurtarma tatbikatında karşımıza çıkmaktadır. Birbirinden tamamen farklı iki kültür arasında Aime her iki kültüre ait birbirinden güzel öyküler anlatırken yaşamının bu iki arada nasıl gidip geldiğini görüyoruz. Macar Edebiyatının usta isimlerinden Arpad Kun Türkçedeki bu ilk kitabıyla karşınızda…”
*
Bana ne mi kalır? Tabii ki, önermek…

Mustafa Yıldırım – 03.07.2017

Lütfen Paylaş: