Ölümsüz Kadın Anna Karenina – Makale

anna-karenina-film

Neden “ölümsüz” dedim? Tabi ki; O da bir fani idi. Ama hikayesi o kadar çok kaleme alındı, o kadar çok sinemaya uyarlandı ki, bence ölümsüz ünvanını hak etti.

Anna Karenina’ yı okudun mu?” Bu soruyu 18 yaşıma kadar çok duydum. Kaç defa duydum, kaç tanesini hiç duymazdan geldim bilmiyorum. Çünkü serde; hayatı çözmek var o yaşlarda. Aşk romanı da neymiş? Ben ki; Beyaz Seriyi bile okumamış bir genç kızdım.

Bir kitap fuarı standında karşılaştım Anna Karenina hanımefendi ile. O yaşlarda kitap satın alırken kapak tasarımı şimdikinden daha çok etkiliydi elbette. Çok kalın bir kitaptı, daha önceki baskısı 3 cilt olarak basılmıştı. Satın aldım ve akşam okumaya başladım.

“Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Bu cümle ile başlıyordu kitap. Sonraki okumalarımda daha iyi anlayacaktım bu cümlenin anlamını ama ilk okumada hızlıca geçmiş ve merak ettiğim “Yasak Aşk” hikayesini aramaya koyulmuştum. Birkaç uykusuz kış gecesinden sonra işte Anna Karenina aşık olduğu Kont Vronsky’in kollarındaydı.

İlk baskısının kapağı, Moskova 1878
İlk baskısının kapağı, Moskova 1878

Kitabı okudukça sırasıyla bir Anna’nın kocasına bir Kont Vronsky’e kızıyordum.  Zavalllı kadın sahip olduğu her şeyi aşkı için terk edebilecekken korkak ve evliliğe inanmayan Vronsky kaçıyordu. Kitabı okurken “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminden kareler karışıyordu kafamda. “Sevgi neydi?” diyorum kendime.  Evliliği, aşkı, flörtü anlamaya çalışan bir genç kız için oldukça karmaşıktı. “Hikayesi bile bu kadar zorluyorken, gerçek aşk çok acı veren bir duygu olmalıydı” diye düşündüm.  Kitabı okurken gözümde canlandırdığım Anna çok güzel bir kadındı ve bir o kadar güzel. Elbiseleri tarlatanlı, ayakkabıları topuklu, saçları bukleli ve gözleri yeşil.

Romanda dürüst bir evliliğin mutluluğu ile yasak bir ilişkinin hayal kırıklıkları anlatılırken, sadakat, tutku, kıskançlık gibi temalar da işlenmiştir. Bu eser Çarlık Rusya’sındaki asilzade kadınların durumu,  hayat bakışlarını eğitim gibi konuları da analiz etmiştir. Aslında hikaye, mutlu bir birlikteliğin ne şekilde  sağlanacağı düşüncesini anlatmaya çalışıyordu. Yada bana öyle geldi. Uzun uzun anlatılsa da ben de Anna gibi iki aşk arasında kalmıştım.

anna-karenina-film2

Tolstoy eserinde boyunca Anna’yı yargılayıp onu dışlayan insanların ikiyüzlülüğünü de ortaya koymuştur.  Romanda kocasını aldatan pek çok kadın olmasına rağmen hiçbiri Anna kadar dürüst değildir. Sırf dürüst olduğu için toplum içinde aşağılanmıştır Anna. Büyük üzüntüsü beni de üzmüştü ve ara sıra ona akıl verirken buluyordum kendimi. Kimseye anlatmasana, bu şımarık adama güvenme, kocana dön vb. Ama Anna ne beni nede kitaptaki arkadaşlarını dikkate almamıştı. Aşkını yaşamıştı cesurca. Ah Anna, güzel ve talihsiz Anna…

Kitabın sonunda kocasını üzen, oğlunu terk etmek zorunda kalan, büyük bedeller  ödeyerek aşkı Vronsky ile bir kız çocuğu da sahip olan Anna, artık git gide daha kıskanç ve daha çekilmez bir kadın halini almıştır. Ve bir gün kendini Vronski ile tanıştıkları tren istasyonunda bulur, ahlaki bir bunalımda olan Anna, kendini bir trenin altına atarak yaşamına son vermiştir. Bu sonu hiç yakıştıramamış hatta Tolstoy’a gönül koymuştum ilk okuduğumda. 20’li ve 30’lu yaşlarımda tekrar okuduğumda daha normal karşılayabildim bu sonu. Tabi bunda izlediğim filmlerin de etkisi oldu.

Evet bu şaheser bir çok kez sinema perdesinde karşımıza çıktı. Ben en çok Sophie Marceau’nun canlandırdığı Anna’yı sevdim. Kitabı okurken hayal ettiğim kadına çok benzediği için. Aşağıda diğer Anna Karenina’lar hakkında kısa bilgi bulabilirsiniz. Eğer bu eşsiz kitabı okumadıysanız hemen okumanızı, okuduysanız tekrar okumanızı ve birkaç tane uyarlama sinema filmini izlemenizi tavsiye ederim.

SİNEMA PERDESİNDEKİ ANNA KARENİNA’ lar

anna-karenina-film-greta-garbo-john-gilbertGreta Garbo (1935) Hollywood’un sessiz film  döneminde ikonlaşan İsveç doğumlu aktrist Greta Garbo (1905-1990), Amerika yapımı ilk film uyarlamasında Fredric March’la başrolü paylaşarak yaşadı o meşhur yasak aşkı. Hâlâ pek çok eleştirmenin Anna Karenina’yı canlandıran en iyi kadın oyuncu olarak gördüğü Garbo, filmin yayımlandığı dönemde de ‘New York Film Critics Circle Award’da en iyi kadın  oyuncu seçildi.

Vivien Leigh (1948) Rüzgâr Gibi Geçti filminden de hatırlayacağınız İngiliz oyuncu Vivien Leigh (1913-1967), İngiltere yapımı filmde başrolü, kocası Karenin’i canlandıran Ralph Richardson’la paylaştı. Zamanında kendini bu filme adamış olsa da eleştirmenler ne yazık ki onu Greta Garbo kadar iyi bulmadı.

Maya Plisetskaya (1976) Sovyetler Birliği’nin çektiği film, Bolşoy Balesi’nin hazırladığı farklı bir versiyon. 20. yüzyılın en iyi balerinlerinden biri olarak gösterilen Maya Plisetskaya (87), Bolşoy’un prima baleriniydi. Film, tabii ki daha çok müzikleri ve balesiyle konuşuldu.anna-karenina-film-sophie-marcaeu

Jacqueline Bisset (1985) Eser bu kez beyazperde için değil televizyonda yayımlanmak üzere çekildi. İngiliz oyuncu Jacqueline Bisset’in (68), yasak aşkı rolünde Christopher Reeve vardı. Bisset, oyunculuğundan çok, güzelliğiyle konuşuldu.

Sophie Marceau (1997) Cesur Yürek (Braveheart -1995) filmiyle ünlenen Fransız oyuncu Sophie Marceau’ya (46), ünlü oyuncu Sean Bean yasak aşkı olarak eşlik etti. Amerika yapımı filmle ilgili en çok konuşulansa ikilinin kimyalarının ne kadar iyi uyuştuğu oldu.

Son Anna Karenina Keira Knightley’i de anmadan olmaz. Özellikle şaşaalı elbiseleri ve saçları filmde görsel bir şölen sunuyor izleyicilere.

Keyifli okumalar ve iyi seyirler

Figiligiz

04.07.2015

 

Bumerang - Yazarkafe

Lütfen Paylaş: