CAN dı YÜCEL di ŞARABÎYDİ

candi_yuceldi_sarabiydi_kitap_kapagiCANdı

Şarap deyip geçmemek lazım, Can deyip geçmemek gerektiği gibi. Adabınca olmalı her şey… Adabınca okunmalı Can Yücel’e ait her satır. Öyleyse bir kadeh şarap çekmek lazım, CAN kuyusunun derinliklerinden… Fakat öyle ilginç bir kuyudur ki kendisi, derine indikçe şarabın lezzeti, dimağın düşünüşü değişir… Sorgulayan, yorumlayan, muhalifleşen bir tip olursun.

YÜCELdi

“Romalılar yitirdikleri bir insan için ‘öldü’ demezlermiş. Tersine o kişi ile ilgili bir söz söylenmesi gerektiğinde ‘yaşadı’ anlamına gelen “vixit” sözcüğünü kullanırlarmış” sunuşuyla başlayan kitap, Can Yücel için de “yaşadı” dedirtecek dolulukla derinleşip gidiyor.

            Derin bir kuyu, CANdı, YÜCELdi ŞARABÎYDİ. Her dem insan, her dem şair, şarabî ve de menfi bir tip olan Can Yücel’i anlatıyor.

“Ben ömrümce muhalif yaşadım

Devletçe de menfi bir TİP sayıldım

Onun için kan grubum 

RH NEGATİF” diyerek doğrudan kendi ağzından kendisini dinleterek devam ediyor satırlar.

            “Sosyalist olmuşum, ne iyi ama ne belalı bir tesadüf” diyen Can Yücel’i her açıdan ele alan kitap 9 bölüm, 99 başlıktan oluşuyor. İlkin Can Yücel’in hayatından kesitlere yer verilmiş. Kimdir, kimin oğludur, nerelerde eğitim almış, kimlerle arkadaşlık etmiştir vs. Diğer bölümlerde ise, kitabuın sunuş diliyle, Can Yücel’den “incelikler”i görüyoruz.

MUHALİFti

            İlerleyen sayfalarda, Can Yüceli’in mahpusluk nedenleri çıkıyor karşımıza. Hiç insan kitap çevirdi diye yargılanır mı? Ama o yargılanıyor ve 15 yıl hapis cezası alıyor. İşte tam burada Can Yücel kendi ağzından anlatıyor:  

            “Amerikan generalinin bokuna yedi buçuk sene yedik. Adam diyor ki: ‘Bir memlekette sosyal adaletsizlik çok büyük olursa, halk gerilla hareketine taraf çıkarsa, siz istediğiniz kadar tedbir alın, bunu durdurmanıza imkan yoktur.’ Adam Amerika açısından anlatıyor. Bunda kusur bulundu.”  Konuyu şöyle bitiriyor kitap: “Yine yanına Shakespeare’lerini alıp gider Adana Cevaevi’ne. Hepsini çevirmeden ölmek istemediği Shakesperare’lerini.

Türkiye’nin Manimarka’sında bir şeyler kokuyor

Kimine göre tuz, kimine göre et,

Hamlet!

Hamleeeeet!”

            Belli ki kitap yazılırken, onlarca kitap, dergi, makale taranmış. Tam bir Can Yücel panoraması çıkmış ortaya. Kah yürek sızlatan anıları, kah güldüren tanıyanları, kah tam yerine denk düşen bıçkın söylemleri, hatta bazı kitaplara yazdığı önsözleri ile apaçık Can Yücel.

            Kuyunun dibine inerken, Can Yücel’in mekanlar ve insanlarla olan ilişkilerine dair çarpıcı pek çok başlıkla karşılaşıyoruz. “Londra’da İşeme Özgürlüğü”nden, “Market Recep Çelikkol”a; el yazısı bir şiir istenince, garsonun kağıt diye getirdiği sipariş fişi ardına yazılan şiiri anlatan “Sağlık İçin Bir Şiir” başlığına varana kadar… Hatta pek çok ünlü ile yaptığı konuşmalar, yaşadığı anıları anlatan “Can Yücel ve Vehbi Koç”, “Can Yücel ve Zeynep Oral”a varana kadar dopdolu bir anılar dökümü. Ve Nebil Özgentürk’ün bir söyleşisinde Can Yücel’i anlatıp, onun şiiri ile bitirişindeki dizelere takılı kalıyor göz:

“Anamın ipiyle indim

Gökdelen camınızdan,

Baktım sizde yokmuş

Beş paralık dostluk,

Vefa ve insanlık, içtenlik

Kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık”

            Can Yücel’i küfürbaz bulanlara en güzel göndermedir, kitabın 249. sayfasındaki “Küfrün Felsefesi” başlığı. Der ki şair: “Küfür, burjuvanın ağzında lağım çukuru, işçinin dilinde umut çiçeğidir.”

            Can Yücel severlere ve de memleket sevdası yüzünden ‘muhalif’ damgası yiyenlere, altın kadehte sunulmuş şaraptır bu kitap. Yudum yudum içmeye. Zira şarap fondip yapmaya gelmez, tıpkı Can Yücel gibi derinliklere tek bir seferde inmek mümkün olmadığı gibi…

 

Künye

CAN dı YÜCELdi ŞARABÎYDİ

Sıddık Akbayır & Cezmi Ersöz

328 s. DESTEK Yayınları

Lütfen Paylaş: