Kızıla Boyalı Saçlar – Makale

kizila-boyali-saclar-kapakBİRAZ…

Kırk yıl düşünsem, bir karakteri “biraz” sözcüğü ile tasvir etmek akılma gelmezdi. Hani diyelim ki tüm sözcükler tükendi ve elimde yalnızca miktar zarfları kaldı. O zaman da ya “çok” ile ya da “az” ile tanımlaya çalışırdım. “Biraz” gerçekten özenle seçilmiş bir sözcük.

“Luis lakaplı Emanuil Retsina tek bir sözcükle tanımlanabilir: Biraz.” Doğrudan bu cümle ile başlıyor roman. “Biraz kısa boylu, biraz çirkin, biraz yakışıklı, biraz tembel, biraz eğitimsiz, biraz dinsiz.” Tam burada bir es verip biraz dinsizin ne demek olduğunu açıklıyor, yazar. Normalde hiç kiliseye gitmeyen karakterin düğün, vaftiz ve cenaze törenlerine mutlaka katılmasını biraz dinsizlik olarak tanımlıyor. İçimden o ‘biraz dinsizlere’ selam söyleyesim, hatta alınlarından öpesim geliyor. Zira 15 yıldır “çok” dindar görünen “hepten” dinsizlerden yorgunluğum, omuzlarımı çökertiyor… Üstelik çöken yalnızca benim omuzlarım değil…

Yazar, ikinci paragrafta da “biraz” sözcüğü ile tasvire devam ediyor. En son “Biraz güvenilir, biraz iyi” diyerek bitiriyor ama eklemeden de geçmiyor hani: “Genelde pek de iyi kumaş sayılmaz.”

 Sarıyor kitap. Sardırıyor yazar. İçimizden biri gibi, yanı başına dirseklenip anlatan eski mukallit amcalar gibi, hatta dudakları arasına kıstırdığı sigarasını, geveleyerek ağzının bir yanından öteki yanına geçiren, arada bir de külünü düşüren sevimli yaşlılar gibi anlatıyor. Bilirsiniz onları, herkesin hayatında bir kere olsun tanışmışlığı vardır o tiplerle. Pek sevimli anlatırlar, senin bildiğin sözcükleri kullanırlar, komiktirler. Üstelik arada bir seni de dürter, dizine vurur, omzuna filan dokunurlar ki aslı samimiyettir onun.

Benim çocukluğumda Kör Hasan amca vardı bizim köyde. Yol üstü evinin bahçesinde kocaman bir çınar ağacı. O ağaca sırtını verir saz çalar, türkü söyler, gelen geçenle sohbet ederdi. Biz çocuklar okuldan çıktık mı soluğu onun bahçesinde alırdık. Gözleri görmese de o bilirdi hepimizi. Hangimiz kimlerdeniz, kimin çocuğuyuz, kaçıncı sınıf olduğumuza kadar hepsini. Soluğu onun bahçesinde alırdık çünkü bizim gelmemize yakın tazecik toplanmış mevsim meyveleri olurdu sinide. O bize önce biraz sohbet ediverir, eskilerden söz açar, Nasreddin Hoca ahbabıymış gibi fıkralarını anlatır, ardından türküler çalar söylerdi. Bağlama ustasıydı. Bir türküler döktürürdü, kimi kendi bestesi (ki ona beste denmez ‘deme’ denirdi bizim köyde) kimi bildik türküler. Şeytan Bunun Neresinde türküsünü ilk ondan duymuştum ben. Onun anlatımları geldi aklıma kitabı okurken. O kadar Anadolu kokuyor kitap, o kadar bizden biri geliyor karakterler.

Sahi şimdi aklıma düştü: Hani sinemada iyi oyunculara “karakter oyuncusu” denir ya, acaba karakter tasviri ve zenginliğini ön plana çıkaran yazarlara da “karakter yazarı” dense olur mu ki? Yazar karakter tasvirlerinde öyle vuruş noktaları buluyor ki, sen okur olarak “A! Bu aynen bizim Safiye teyze” ya da “Aha! Fikri amca gibi” diyorsun. Tüm anlatımların ayakları yere basıyor, biliyorsun o tipleri, anlıyorsun.

Kızıla Boyalı Saçlar’dan söz ediyorum, Kostas Mourselas’ın kaleminden çıkan ve yeniden gözden geçirilip satışa sunulan kitaptan. Bir şey diyeyim mi? Okur, anlatımdaki samimiyetin hazzını alırsa, karakter zenginliğinin farkına varırsa, -ki mümkündür- şimdiye kadar satmış olduğu 100 bini ikiye katlar bu kitap.

BÜLENT ECEVİT ÖVGÜSÜ

Seneler evvel bizim dilimize çevrilmiş ilk basımını rahmetli Ecevit’ten duymuştum. Kendisi ile yapılan bir röportajda, o gün için okumakta olduğu kitap sorulmuş, O da Kızıla Boyalı Saçlar’ı söyleyip ilgi ve övgüyle söz etmişti. Hemen gidip almış ve okumuştum. Dile kolay, ülkemin başbakanı övüyordu. Şimdiki yeni basımını elime alıp eski bir dostu karşılar gibi sayfalarını çevirirken, ne kadar da çok anıyı canlandırdı…

Lanet olsun! Son paragrafı yazmamalıydım… İçim yandı yine… Bir zamanlar, okuyan, yazan, şiir bilen, sanata değer veren ince ruhlu ama düşmana karşı aslan yürekli, “Devlet Adamı” tanımını dolduran yöneticilerimiz vardı bizim… Karaoğlan demiştik Ecevit’e. Bir de şu halimize bakın! Bırak sanatı, bilimi; gericiliği popüler hale getiren; hırsızlıkları, yolsuzlukları normalleştiren; sözüm ona değerler adına değer olan her şeyi değersizleştiren; yaş kesen – baş kesen – it – uğursuz ne varsa destekleyen… Kimlere kaldık len?! Kimlere kaldık…

Kızıla Boyalı Saçlar’ın birazına gönderme yaparak şunu söyleyebilirim: Bize “biraz” az gelir. Bize çokça bilim ve sanatı destekleyen, çokça insan sevgisi taşıyan, çokça hak ve hukuka saygılı, çokça yüksek karakterli biri lazım. Kumaş çok iyi olmalı… Ve ille de okuyan, okumasıyla halkına örnek olan bir lider olmalı…

Künye

KIZILA BOYALI SAÇLAR

Kostas Mourselas

Çeviri: Kosta Sarıoğlu

Sayfa: 450

Kırmızı Kedi Yayınevi

Bumerang - Yazarkafe

Lütfen Paylaş: