Lucky – Sezgin Kaymaz

“Hayat her yerdedir… Sadece bizim etrafımızdaki dünyada değil.”
Dostoyevski

Lucky - Sezgin Kaymaz

Kitaba bazen “kutu gibi bir şey” bazen de “kağıt yığını” dersin ama okuduğun bir kitap hayatında baş köşeye geçer. Düşüncelerine ve hislerine bambaşka boyutlar katar. Onun çizdiği pencereden -ki genelde çiçekli olur bu pencereler- oradan seyredersin alemi.

Lucky‘nin hikayesi de böyle işte.

Uzun zamandır böylesine bizden, bizi bizim anladığımız şekilde bize anlatan bir kitap okumamıştım. Baş rolünde de bir köpek var. Yer yer güldüren veya duygulandıran film gibi bir kitabı uzun zamandır okumamıştım. O konuda ruhum epey açlık çekmiş olmalı ki bu hissi, bu açlığımı çoğu yerde giderdi bu kitap. Tüylerimin diken diken olduğu, gözlerimin dolduğu anlar da oldu. Kitap okumaya alışmak isteyen, kitap okumayı zaten seven; isterseniz yetişkin bir insana isterseniz ergenlik çağında bir gence bu kitabı rahatlıkla hediye edebilirsiniz. O kadar yerinde ve doğru bir karar olacaktır ki… İlk 30 sayfayı devirdikten sonra zaten kalkmayan başlardan bunu anlayacaksınız.

Tam da burada iki itirafta bulunmak istiyorum:

1. Bir köpeğin etrafında dönebilecek olayları anlatan bir romanı… Çok da… Dişe dokunur bulacağımı sanmıyordum. Ama yanılmışım. Hem edebiyatta hem de sinemada* beni utandıracak bir sürü örneği var ama benim yetersizliğim ve fesat oluşumdan kaynaklanıyor sanırım bu. Bir Türk yazara, okur olarak bu fırsatı verememenin verdiği utançla yazıyorum bu satırları. Sezgin Kaymaz’dan okuduğum bu ilk kitapla şunu da fark etmiş oldum: Okunacak kitaplar listesine Sezgin Kaymaz’ın kitaplarını da ekle!

Bahtiyar

2. Ben yaklaşık bir ay önce daha 2 aylık yavru bir kediyi sahiplendim. Adı Bahtiyar. Bu bir ayın sonunda özellikle de bu kitapla şunun farkına vardım ki: Terbiye edilen kedim Bahtiyar değil, benim! Zaten kediler de öyle başına buyruk, sözüm ona “terbiye” edilmeye müsait varlıklar da değil malumunuz. Irvin D. Yalom’un kitaptaki şu sözüyle aydınlandım ve gözlerim çakmak çakmak oldu: “Belki de birine yardım etmenin en iyi yolu, onun size yardım etmesini sağlamaktır?” Bahtiyar’la beraber ben de eksikliklerimi tamamlıyorum. Beraber büyüyoruz. Yani kitap şahsımda güzel bir etki yarattı.

Kitaptaki karakterlerin hepsi çok renkli. Gerçekten hepsini birbirinden ayıran özellikleri mevcut. Hele ki Tahsin Bey…

‘Oğlum…’ diyerek söze başladı Tahsin Bey Ender’e bakarak ‘…kanser hastaları dayanılmaz acılar çektikleri halde, niçin onları hapsetmezler de ruh hastalarını hapsederler?’ Ondan taraftaki kaşını kaldırarak Ertuğrul’u kastettiğini belirtti. ‘…çocuk çok güzel bir şey söyledi… kuduz insan ısırır mı ki kuduz hayvan ısırsın? Ben cevaplayayım; ne o ısırır, ne öteki… çünkü; ısırmak dişte değildir, içtedir…’ Îmân tahtasına başparmağıyla sertçe birkaç defa vurdu. ‘…ruhtadır… karakterde, huydadır… hasta hayvan da hasta insan gibi anlayış ister, merhamet ve şefkat, ifâkat ve rikkat ister… yardım ister… ‘Hoşt’ dersen, ‘kışt’ dersen, ağrılı yerlerinden tutup da çekmeye, itmeye kalkarsan, o da sana kendi silahıyla mukâbelede bulunur, ne yapsın?’

Alın bu kitabı. Benim soğumuş kalbime battaniye, taşlaşan vicdanımı yumuşatan bir sevgi yığını oldu bu kitap. Kağıt yığını değil…

Ek bilgi: Kitap 493 Sayfa

(*Sinemadaki örneklerden bahsetmiştim. Aşağıda beni benden alan üç filmi de paylaşmak istiyorum.)

Hachiko

Le Renard et L’enfant

A dog year

Lütfen Paylaş: